SRGZ Blog Ne Paylaşıyor






Blogun bir süredir el değiştirmesinden ve güncel kalması için çeşitli paylaşımlar yapılmış belirli bir çizgide gitmesi zorlaşmıştır. Yakın zamanda toplumsal sorunlar, güncel sorunlar ve memlekette ve dünyada yararına veya zararına inandığımız örgütlenmeler hakkında yaptığımız araştırmaları fikir ekleyerek paylaşmayı amaçlıyoruz. 

Belli bir gruba veya etnik kökene yahut dine hiçbir şekilde saldırılmasından yana değiliz ancak farkında olduğumuz tehlikelerin sizin de farkında olmanızı sağlamak, taraflı gazetecilik ve haberciliğin yaygın olduğu günümüz medyasına bir alternatif olarak yaşanan bir olayın her yönden ele alınmasını ve işin aslını görebildiğimiz- öğrenebildiğimiz ölçüde sizinle paylaşmayı hedefliyoruz.

Ne oyuna gelip memleketi bölmeye maşa olmak ne de oyunun farkında olmak ama boşvermiş bir ruh haline bürünmek... Bu memleketi sevdiğini iddaa eden ya da özellikle son zamanlarda ortaya çıkan toplumsal olaylardan ve perde arkasındaki siyasi oyunlardan rahatsız olan herkes gerekli duyarlılığı göstermek zorundadır. Hır-gür çıkarmak ve heyecana kapılarak mantıktan yoksun bir şekilde hareket etmek, bu tarz oluşumlara katılmak memleketi bölmeye ve işgale açık hale getirmeye alenen destek vermektir.

Dolayısıyla duyarsız olmamak ama harekete geçmeden önce işin aslını astarını detaylıca tarafsız şekilde araştırıp görmek gerekir. Bu fikirden yola çıkarak oluşturacağımız paylaşımları da sorgulamadan kabul etmemenizi rica ediyoruz...

10 Kasım Mustafa Kemal Atatürk

Yokluğunun 77.Yılında Emanetlerinin Saygı ve Minnetiyle Anıyoruz...

"Beni görmek demek yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir."


İnternet Teknolojileri Derneği

Merkezi İstanbul'da olan İNETD(İnternet Teknolojileri Derneği) ücretsiz açık kaynak kodu ve özgür yazılım üzerine çalışan kişileri ve kurumları bir araya getirmeyi amaçlayarak kurulmuştur.



Dernek senelik aidatı olarak ocak ayında 10 euro baz alınarak Yönetim Kurulu tarafından TL. karşılığı belirlenir.

Derneğin Kurucuları öğretim üyeleri, yönetici ve alanının uzmanı olan 7 kişiden oluşuyor.

Eşref Adalı - Osman Haluk Bingöl - Demet Beratiye Canbakan - Füsun Tunalı - Hasan Ataman Yıldırımn - Mehmet Semih Pekoln - Deniz Turgay Altılar

Derneğin Şu Anki Yönetim Kurulunu

Başkan: Mustafa Akgül - Başkan Yardımcısı: M. Ufuk Çağlayan - Sayman: Yavuz Günalay - Yazman: Volkan Öztürk - Üye: Zerrin Ayvaz Reis

oluşturmaktadır.

Boşvermişlik mi Toplumsal Diriliş mi?

Boşvermişlik mi Toplumsal Diriliş mi?

Genel manada benim yaşımda olanlar ucu ucuna kurtulan son nesil neyin ne olduğunu anlayabilecek kadar sanırım, 2-3 yaş küçük gençlere bakıyorum ya amerikan çakması dizilere özenen lakait bir hayat tarzı yaşıyorlar ya da mafyavari ruh haline giriyorlar. Toplumsal duyarsızlık popüler bir durum haline gelmiş, iyi insanlarla alay edilir algısı oluşturulmuş.  İnsanlara yardımcı olmanın ulvi durumundan bihaber kalınmış.

Toplumdaki sorunları çözmeye çalışan, toplumsal duyarlılığı, iyilik yapmayı yaymak isteyen insanların zayıf olmak gibi, genel olarak gününü rahat geçirmek gibi bir lüksü yoktur. Düzgün insanlar rahatından, kibrinden taviz vermedikçe, düzgün insanlar güçlü olmadıkça haklı olan, masum olan hep ezilecek.





Bunun farkında olan birçok büyüğümüz var biz, farkında olan gençler olarak, amacımız bunları onlara öğretmek değil, bunları yapabilmek için onların yol göstericiliğine, tecrübelerine, desteğine ihtiyacımız var çünkü doğru olup karşısında durduğumuz yanlışlar ve yanlış kişiler bizden güçlü olduğunda bu dava yere düşer...

Her zaman akıllı ve vicdanlı hareket etmek , kötülüğe her zaman hazırlıklı olmak ve çelik gibi bir iradeyle karşılık vermek gerekir. Her zaman okumak ve bundan zevk alır hale gelmek gerekir. Okunan bir masaldan da saçma bir yorumdan da bir ders çıkarmak gerekir.

Siyaset, müzik, bilim vb. hiçbir konu için benim işim değil benim alanım değil dememek her konuda bilgi sahibi olup fikir yürütebilecek derecede kendimizi eğitmek gerekir. Ancak bu şekilde karşılaştığımız olaylar tüm yönleriyle anlayıp değerlendirme şansına sahip olabiliriz.

Bilmek ama bilmişlik yapmamak, dik durmak ama diklenmemek temel duruşumuz olmalıdır.

Vatan için ölmek kolay biraz gözünü karartıp ölürsün, peki bu vatana ne kazandırır? Eğer cesaretin varsa ölüm gelene kadar bu vatanın sevinci kadar acılarına da katlanmak, acıyı ortadan kaldırmak için çalışman gerekir.



Duygularımı anlatan iki şiirden alıntı yapmak istiyorum;

Mehmedim sevinin başlar yüksekte
Ölsek de sevinin eve dönsek de
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte
Yarın elbet elbet bizimdir
Gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir.

Necip Fazıl Kısakürek



Yüreklerin kulakları sağır...
Hava kurşun gibi ağır...

Ben diyorum ki ona:
— Kül olayım Kerem gibi yana  yana.
Ben yanmasam sen yanmasan biz yanmasak,
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa..

Nazım Hikmet

Remarketing ve Tanıtım Yazıları

Bu makalemizde yine sizlere tanıtım yazılarından bahsedeceğim. Tanıtım yazıları ile remarketing kavramı arasında nasıl bir ilişki kurduğumu anlatmaya çalışacağım.Evvela ''remarketing nedir'' sorusunun cevabını vererek başlayalım.



Remarketing Nedir?
Remarketing, yeniden pazarlama manasına gelmektedir. Bu kavram reklam dünyasına Google Adwords ile girmiş bir kavramdır. Google, bir siteyi daha önce ziyaret etmiş kullanıcılara tekrar ziyaret ettiklerinde reklamınızın o kullanıcıya gösterilmesidir. Daha önce kullanıcının incelediği bir markayı yada ürünü ziyaretçinin başka zamanlarda tekrar görmesini sağlamak da diyebiliriz.

Kaba taslak olarak remarketing kavramını açıkladıktan sonra tanıtım yazılarının
http://blog.milliyet.com.tr/tanitim-yazilari-yeniden-pazarlama-ornegidir/Blog/?BlogNo=455821

Hangi Konu Üzerine Blog Açmalıyım?


Son zamanlarda bir çok kişiden mail almaya başladım. Hepsinin ortak sorularından birisi de ''Hangi konuda blog açmalıyım? oluyordu. Elimden geldiği kadar hepsini doğru bir şekilde hobilerine, zevk alacağı yazılar yazabileceği iştirak konularına yönlendirmeye çalıştım. İnternette küçük bir arama yaptığımda bu konu üzerine yazılmış bir makale olmadığını, çıkan sonuçların ise forumlardaki sorulardan ve yanıtlardan ibaret olduğunu gördüm.

Blog Yazarlığına ilk başladığım zamanlarda önümüzde bizim gibi tecrübeli kişiler yoktu. Belki de Blog Yazarlığının tüm cefasını biz çektik. Yabancı blog yazarlarının yazılarını inceleyip satır aralarından yeni şeyler öğrenmeye çalışıyorduk. 2014 yılında bir çok tecrübeli ve başarılı blog yazarları, blog yazarlığı yapmak isteyenler için bulunmaz nimettir. İletişim bölümünden soracağınız her türlü soruya cevap veriyorlar ve faydalı bilgiler ile yeni blog yazarı adaylarını doğru bir şekilde yönlendirmeye çalışıyorlar.

Blog Yazarlığı için takip etmeniz gereken adımları aşağıda kısaca sıralayacağım.


  • Blog konunuzu seçin!
  • Yazı yazma stratejinizi belirleyin!
  • Blog konunuz ile alakalı diğer blogları takip edin!
  • Güzel yazılar yazmak için kendinize belirli zamanlar ayırın!
  • Özgün ve güncel yazılar yazın!
  • Yazdığınız yazılar insanları bilgilendiren yazılar olsun!
  • Bilmediğiniz/denemediğiniz konuda yazılar yazmayın!
  • Sade ve içeriğinizi ön plana çıkarak bir tasarım seçin!


Yukarıda sıraladığım vasıfları ve gereklilikleri yerine getirdikten sonra makalemizin asıl konusu olan Blog Konusu Seçme mevzusuna dönebiliriz.

Blog konusu seçerken dikkat etmeniz tek gereken şey, ilgilendiğiniz, sevdiğiniz ve yazarken zevk alacağınız bir konu belirlemenizdir. Örneğin; benim blogum olan SRGZ blog, Webtasarım ve Teknoloji blogudur. Bu konuyu seçmemin sebebi webtasarım ve teknoloji konularına olan merakımdır. İnternette vakit geçirirken yeni webtasarım bilgileri öğrenir, gelişen teknolojik ilerlemeleri takip ederim. Bu takiplerim sonunda da belirlediğim stratejiye göre özgün makaleler üretirim.

İnsanlar sevdiği ve hobisi olan konuları bilmesine rağmen yine de blog konusu belirlemede sıkıntı yaşıyorlar. Aşağıda bazı blog konusu önerilerinde bulunacağım. Belki bu yazı vesilesi ile aklınızda olmayan ama zevkle yazılar yazabileceğiniz bir blog için blog konusu fikriniz olabilir. Konuların yanında nacizane fikirlerimi de belirteceğim.

Teknoloji Blogu
Teknoloji üzerine o kadar çok blog var ki, üstelik bu konuyu kurumsal firmalar da ilke edinmiş olduğundan özgün ve güncel bir blogunuz olsa dahi başarı elde etmeniz zordur. Yine de ben teknoloji üzerine bir blog açacağım diyorsanız,  Cep telefonu, tablet, bilgisayar, televizyon, donanım, yazılım, internet vs.. gibi konularda bir çok makale yazabilirsiniz. İnternette teknoloji üzerine özgün ve güncel olan onlarca blog vardır. Bu blogları takip etmenizde ufkunuzu genişletecektir.

Seyahat / Gezi Blogu
Gezmeyi ve seyahat etmeyi seviyorsanız tavsiye edebileceğim bir iştigal konusudur. Gezdiğiniz ve gördüğünüz yerler hakkında yazılar yazmak hem zevkli hemde kolaydır. Yalnızca gördüklerinizi yazıya dökmeniz yeterlidir. Seyahat bloglarının da bir çok güzel örneği vardır. Zorluğu ise çok fazla gezmeye vakit bulamamaktır. Seyahat blogunuzu bir kaç kategoride değerlendirebilirsiniz. Yalnızca yaşadığınız şehirde gezdiğiniz yerleri anlatabilirsiniz. Yalnızca yurtiçi seyahatlerinizi yazabilirsiniz. Eğer imkanlarınız dahilinde yurt dışı gezileri yapıyorsanız insanlara daha ilginç gelecektir ve yurt dışında gördüğünüz/gezdiğiniz yerleri yazabilirsiniz.

Sinema / Film Blogu
Film izlemeyi seviyor ve film izlemeye yeteri kadar vakit ayırıyorsanız, tam size göre bir blog konusudur. Burada bir eksikliğe değinmek isterim. Ülkemizde film ve sinema blogu adı altında yayın yapan bloglar fragman ve film özeti paylaşmaktan öteye gidemiyor. Bu konuda büyük bir boşluk vardır. İzlediğiniz filmleri kendi yorumunuz ve anlatım üslubunuz ile anlattığınız bir blogunuz olur ve kısa zaman sonra film izlemek için bir şeyler arayan insanlar blogunuza gelerek izlediğiniz filmler üzerine yazdığınız incelemeleri okuyarak hangi filmi izleyecekleri hakkında fikir sahibi olabilirler. İzlediğiniz filmi izlemiş kişilerin olumlu ya da olumsuz yorumları ile içeriğiniz güçlenir.

Alış-Veriş Blogu
Genel de bayanların rağbet ettiği bir konudur ancak erkeklerinde ihmal etmemesi gerekir. Erkek ya da kadın farketmez hepimiz hayat mücadelesi içerisinde bir şeyler satın alıyoruz. Sadece kendiniz için satın aldığınız giyim, kuşam, elektronik, mobilya, beyaz eşya gibi ürünleri, alış sürecinizi, nereden aldığınızı, alırken yaptığınız araştırmayı yazarak çok güzel bir blog sahibi olabilirsiniz.

Otomobil Blogu
Bu konuda erkeklerin teveccüh gösterdiği bir konudur. Otomobilleri hangi erkek sevmez ki? Sevdiğiniz otomobilleri, markaları, arabaları ve yeni özellikleri anlatacağınız bir blog açabilirsiniz. İnternette yeni araba modelleri araştırarak geçirdiğiniz vakitleri blogunuza içerik üreterek değerlendirebilirsiniz. Yalnızca otomobil değil, motorsiklet, bisiklet gibi ek konularda da yazabilirsiniz.

Kültür - Sanat Blogu
Edebiyat, sanata, tiyatroya, sinemaya, şiire, öyküye, romana meraklıysanız tam size göre bir konudur. Okuduğunuz kitapları anlatabilir, gittiğiniz tiyatroları yazabilir, şiirler, öyküler paylaşabilirsiniz. Emin olun ki ülkemizde kültür-sanat konuların üzerine büyük eksiklikler mevcuttur.

Spor Blogu
Belkide en büyük eksikliklerden birisi de spor blogudur. Spor üzerine yazılar yazan çok az blog yazarı vardır. İzlediğiniz maç hakkında analizler yapabilirsiniz. Büyük televizyon programlarındaki yorumcular da izledikleri maçlar üzerine konuşarak program yapıyorlar. Sizde bu konu üzerine eğilerek, izlediğiniz maçları, yaptığınız sporları yazabilirsiniz.

Yemek Blogu
Yine kadınları ilgilendiren bir blog konusudur ancak erkek bir aşçının yemek deneyimleri ilgi çekici olabilir. Adana'da bir arkadaşım bekar evinde her akşam eve geldiğinde yaptığı pratik ve lezzetli yemekleri yapım aşamasından yeme aşamasına kadar resmedip, videoya çekip blogunda yayınlıyordu ve hatırı sayılır bir takipçisi vardı. Kadınlar da bu konu üzerine maharetlerini sergileyebilirler. Çok fazla yemek blogu olması gözünüzü korkutmasın bence her kadının yemek yapma şekli farklıdır. Mutlaka sizin yemek yapma stiliniz de farklılık yaratacaktır.

Eski Dergiler Blogu
Bir zamanlar aklımda olan ancak vakit sıkıntısından dolayı bir türlü hayata geçiremediğim blog projesidir. Eğer elinizde eski dergiler varsa, bu dergiler içerisinde yer alan yazıları internet ortamına aktararak bir blog oluşturabilirsiniz. Burada dikkat etmeniz gereken, yayınlayacağınız yazının daha önce internette yayınlanmamış olmasıdır. Tabi ki bu proje için hatırı sayılır bir dergi arşiviniz olmalıdır. Bende rahmetli babamdan kalan çok dergi vardır. 1970'lerden kalma gün yüzünü unutmuş dergilerdir. Eğer böyle bir arşive sahipseniz yada sahip olabiliyorsanız bu fırsatı değerlendirmenizi tavsiye ederim.

Kişisel Deneyim Blogu
Hangi işi yaptığınız önemli değildir. Sadece yaptığınız iş ile ilgili bir blog açarak sadece iş hayatınızda yaşadıklarınızı, edindiğiniz deneyimleri yazabileceğiniz bir blog açabilirsiniz. Doktor, öğretmen, avukat, teknisyen, esnaf, bakkal, tamirci hiç farketmez. Sadece deneyimlerinizi yazmanız bile yetecektir.

Yukarıda saydığım blog konularına daha bir çok başlık ekleyebiliriz. Sizinde aklınıza gelen blog konusu önerileriniz varsa yorum kısmından yazarak makalemize katkı sağlayabilirsiniz.

Yazar Hakkında ; SRGZ Blog (Webtasarım ve Teknoloji Blogu)

Blogger'ın Wordpress'i Sollayan Özellikleri



Profesyonel yada amatör bir çok blogcunun tartıştığı bir konudur. Blogger mi yoksa wordpress mi? sorusunun cevabını muhakkak ki bir çok blogcu farklı bir yorum şekliyle verecektir. Bir çok insan para vermeden bir blog sahibi olmak istiyor. Wordpress'in bütün özelliklerine hükmetmek istiyorsanız cebinizden bir miktar domain ve hosting için para çıkarmanız gerekecektir. Wordpress'in ücretsiz blog dağıtan bir servisi de mevcuttur ancak bu ücretsiz serviste bazı özellikler kısıtlıdır. Blogger'da ücretsiz bir servis olduğu için wordpress'in ücretsiz servisi ile karşılaştıracağız.

Bu makalede blogger ile wordpress'i karşılaştırmaktan ziyade blogger'ın wordpress'i sollayan özelliklerinden bahsedeceğim.

Google Etkeni
Blogger'dan hazırladığınız bir bloğun , wordpress'te hazırladığınız blogu geçen en önemli özelliği Google etkenidir. Google blogspot ile hazırlanmış blogları öz evladı , diğer ücretsiz blog dağıtan servislerden hazırlanmış blogları üvey evladı olarak görmektedir. Blogspot ile hazırladığınız bir blog bir kaç ay içerisinde pagerank değeri ile , ziyaretçi sayısı ile , google'da ki indexleri ile mesafe katedecektir.

Tema Seçeneği
Blogger için tasarlanmış temalardan herhangi birisni blogspot yönetim panelinden istediğiniz gibi yükleyebilir ve istediğiniz değişikliği yapabilirsiniz ancak wordpress'in size sunduğu temalardan birisini seçmek zorundasınız ve bu tema üzerinde sınırlı değişiklikler yapabilirsiniz. Blogspot içerisinde bulunan tema şablon motoru ile özgün bir tema dahi oluşturabilirsiniz.

Kurulumsuz Eklentiler
Wordpress'te eklenti olarak bileşen bölümünden sidebara eklenen eklentiler blogspot'ta otomatik olarak yer alıyor. Yerleşim bölümünden gadget ekle seçeneğinden istediğiniz bir çok eklenti kurulu haldedir ve size yalnızca sidebara eklemek kalır. Ücretsiz wordpress'te sadece mevcut eklentileri kullanmanız gerekiyor. Ftp seçeneği olmadığı için yeni bir eklenti kuramazsınız. 



Bilinçaltı Yönlendirme ve Subliminal Mesaj

Subliminal mesaj; günlük hayatta, okula giderken, yemek yerken, markette ürün seçerken, televizyon izlerken, radyo dinlerken kısacası hayatımızın her alanında gözümüzle veya kulağımızla anlamlandıramadığımız ancak beynimizin algılayabileceği seviyede oluşturulup bize karşı kullanılan bilinçaltı telkin yöntemidir.

Ses örneği üzerinden gidecek olursak; Normalde insanın kulağıyla duyabileceği belli bir frekans aralığı vardır. İnsan beyninin algısı ise daha düşük ya da daha yüksek frekansları algılayabilecek kapasitededir. Yani bu sesleri algılarız ama duyamayız bu ikisi arasında fark vardır, o kadar düşük seviyede algılar ki o sırada dikkat edip anlamlandıramayız, ancak beynimiz bunu kaydeder ve bir süre sonra aklımıza gelen kendi fikrimiz gibi ortaya çıkar.


15/2/2011 tarihinde kabul edilen
6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun
Dördüncü Bölüm Madde 9/2 der ki;

"Ticarî iletişimde bilinçaltı teknikleri kullanılamaz."

Bunun anlamı devlet tarafından onaylanmış ve hakkında kanun çıkarılmış bir teknik olan bilinçaltı telkin yöntemleri sayesinde, beynimize; onların istedikleri birşeye ihtiyacımız olduğu fikrini yerleştirebiliyorlar.

Hadi canım sen de amma abarttın diyorsanız; konuyla ilgili daha iyi bir fikir sahibi olmanızı sağlayacak çok güzel bir video izlemenizi tavsiye ederim.

 

Yazı konuya giriş açısından genel bir fikir edinmek için hazırlanmıştır. Devamı gelecek...

Miraç Mucizesi ( Detaylı Anlatım )



Mirac’a ilk adım...


Sevgili Peygamberimiz, bütün engellemelere rağmen, gördüğü her kabileye, İslâmiyeti anlatıyor... Kendisini himaye edip, insanlara Allahü teâlânın emirlerini tebliğ etmesinde yardımcı olmalarını istiyor... Böylece herkesin dünya ve ahiret huzuruna kavuşmalarını arzu ediyor.
Fakat insanlar, ne Müslüman oluyorlar, ne de himaye etmeye yanaşıyorlardı. Ayrıca hakaret, zulüm, işkence ve alay edip, yalanlıyorlardı. Âlemlerin efendisinin günleri, çok yorgun, aç, susuz, üzüntülü ve pek hüzünlü geçiyordu.
Gündüzleri böyle geçiyor, gece geç vakitlere kadar bu hal devam ediyordu. Mekkeli müşrikler, gelen insanların Müslüman olmasını engelledikleri gibi, Habib-i Ekrem efendimize zulüm etmekten geri durmuyorlardı.
Artık Resulullah efendimiz için gidilecek bir yer yoktu. Her taraf düşman idi. O gece doğruca amcası Ebu Talib’in kızı Ümm-i Hani’nin, Ebu Talib Mahallesi’nde bulunan evine geldi. Ümm-i Hani, o
zaman henüz iman etmemişti. “Kimdir o” deyince, Resulullah efendimiz; “Amcan oğlu Muhammed’im... Kabul edersen, misafir geldim” buyurdu.
Ümm-i Hani; “Senin gibi doğru sözlü, emin, asil, şerefli misafire can feda olsun. Yalnız, teşrif edeceğinizi önceden bildirseydiniz, bir şeyler hazırlardım. Şimdi yedirecek bir şeyim yok” dedi.
Resulullah efendimiz, “Yiyecek, içecek istemem. Hiçbiri gözümde yok. Rabbime ibadet etmek, yalvarmak için bir yer bana yetişir” buyurdu.
Ümm-i Hani, sevgili Peygamberimizi içeri alıp; bir hasır, leğen ve ibrek verdi. Gelen misafire ikram etmek, onu düşmandan korumak, Araplar için en şerefli vazife sayılırdı. Bir evdeki misafire zarar gelmesi, ev sahibi için büyük yüz karası olurdu.
Ümm-i Hani; “Bunun Mekke’de düşmanları çok. Hatta öldürmek isteyenler var. Şerefimi korumak için, sabaha kadar O’nu gözeteyim” diye düşündü. Babasının kılıcını alıp, evin etrafında dolaşmaya başladı.
Resulullah, o gün çok incinmişti. Abdest alıp, Rabbine yalvarmaya, af dilemeye, kulların imana gelip, saadete kavuşmaları için duaya başladı. Çok yorgun, aç ve üzüntülü idi. Hasır üzerine uzanıp uyuyuverdi.
O anda Allahü teâlâ, Cebrail aleyhisselama; “Sevgili Peygamberimi çok üzdüm. Mübarek bedenini, nazik kalbini çok incittim. Bu halde, yine bana yalvarıyor. Benden başka hiçbir şey düşünmüyor. Git, Habibimi getir! Cennetimi, Cehennemimi göster. O’na ve O’nu sevenlere hazırladığım nimetleri görsün. O’na inanmıyanlara, sözleri, yazıları ve hareketleri ile O’nu incitenlere hazırladığım azabları görsün. O’nu ben teselli edeceğim. O’nun nazik kalbinin yaralarını ben saracağım” buyurdu.
Cebrail aleyhisselam, Resulullahın yanına gelince, O’nu mışıl mışıl uyur buldu. Uyandırmağa kıyamadı. İnsan şeklinde idi. Mübarek ayağının altını öptü. Kalbi, kanı olmadığı için, soğuk dudakları Resulullahı uyandırdı.
Cebrail aleyhisselamı hemen tanıdı ve; “Ey Cebrail kardeşim! Böyle vakitsiz niçin geldin. Yoksa bir hata mı ettim. Rabbimi gücendirdim mi? Bana acı haber mi getirdin?” buyurdu ve Rabbinin darılacağından çok korktu.
Cebrail aleyhisselam; “Ey bütün yaratılmışların en üstünü! Ey Yaratanın habibi, ey peygamberlerin efendisi, iyilikler menbaı, üstünlükler kaynağı olan şerefli ve büyük Peygamber! Rabbin sana selam ediyor ve seni kendisine çağırıyor. Lütfen kalk gidelim” dedi.
Mirac yolculuğu böylece başlamış oldu...


Ey Habibim! Sen üzülme!


Mirac, Efendimizin yükseklikler âlemine uruc etmesi... Derece derece ötelerin sırlarına ermesi... Bu emirle gelen, Cebrail aleyhisselam, Sevgili Peygamberimizi Miraca hazırlamaya başladı. Önce, abdest aldırdı. Mübarek başına nurdan bir imame koydu. Üzerine nurdan bir elbise giydirdi. Mübarek beline yakuttan bir kemer taktı. Mübarek eline dört yüz inci ile süslü zümrütten bir asa verdi. Her inci, Zühre yıldızı gibi parlardı. Mübarek ayağına yeşil zümrütten nalin giydirdi. Sonra el ele tutuşup Kabe’ye geldiler.
Burada Cebrail aleyhisselam, sevgili Peygamberimizin mübarek göğsünü yardı. Kalbini çıkardı. Zemzem suyu ile yıkadı. Sonra hikmet ve iman dolu bir tas getirip içine boşalttı ve göğsünü kapattı.
Sonra Cebrail aleyhisselam, Cennet’ten getirdiği Burak adındaki beyaz hayvanı işaret ederek; - Ya Resulallah! Buna bin! Bütün melekler yolunu bekliyorlar, dedi. Bu sırada Peygamber efendimize bir hüzün çöktü ve tefekküre daldı. O anda Allahü teâlâ, Cebrail
aleyhisselama; - Ey Cebrail! Sual eyle! Habibim niçin mahzun duruyor? diye sual edince, Efendimiz cevap verdi: - Ben bu kadar izzet ve ikram gördüm. Hatırıma geldi ki, kıyamet günü zayıf olan ümmetimin
hali nasıl olur? Elli bin yıl, Arasat meydanında yaya olarak bunca günahlarını nasıl çekerler ve otuz bin yıllık yol olan Sıratı nasıl geçerler?
Ferman-ı ilahi geldi ki;
- Ey Habibim! Hatırını hoş tut. Senin ümmetine elli bin yıllık vakti bir an gibi ederim. Üzülme!
buyurdu. Peygamber efendimiz, Burak’a bindi. Burak çok hızlı gidiyor, bir adımda gözün gördüğü yerin
ötesine ulaşıyordu. Yolculuk esnasında Cebrail aleyhisselam sevgili Peygamberimize bazı konak yerlerinde inip namaz kılmasını söyledi. Âlemlerin efendisi bunun üzerine tam üç defa inerek namaz kıldı.
Cebrail aleyhisselam da namaz kıldığı yerleri bilip bilmediğini sordu. Cevabını kendisi vererek; ilk indiği yerin Medine olduğunu ve bu şehre hicret edeceğini haber verdi.
Öteki yerlerin de sıra ile hazret-i Musa’nın Allahü teâlâ ile cihetsiz ve bilinmeyen bir şekilde konuştuğu Tur-i Sina olduğunu, son olarak da İsa aleyhisselamın doğduğu Beyt-i Lahm’da namaz kıldığını haber verdi. Sonra Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya geldiler.
Mescid-i Aksa’da, Cebrail aleyhisselam bir kayayı parmağı ile delerek Burak’ı bağladı. Geçmis
peygamberlerden bazısının ruhları insan şeklinde toplanmışlardı. Cemaatle namaz için; Âdem, Nuh ve İbrahim peygamberlere “aleyhimüsselam” imam olmaları sıra ile söylendi. Özür dileyerek kabul etmediler. Hazret-i Cebrail;”Sen varken başkası imam olamaz” diyerek Habibullah’ı ileri sürdü.
Peygamber efendimiz, peygamberlere imam olup, iki rek’at namaz kıldırdılar.
(Mirac, Peygamberimizin Medine’ye hicretlerinden ondokuz ay önce Miladi 621 yılında, geceleyin vuku’ bulmuştur.
Sevgili Peygamberimizin bu iki mahal arasındaki seyahatleri geceleyin vuku’ bulduğu için, gece yolculuğu manasında “İsra” denmiş, bu mübarek kelime aynı olayı anlatan ayetle başlayan “İsra” suresinin de adı olmuştur.)

Bu gelen ne güzel yolcu

Sevgili Peygamberimiz, Mirac olayının Kudüs’ten sonrasını şöyle anlatır: Cebrail aleyhisselam bana bir kap içinde Cennet şurubu, bir kap da süt getirdi. Sütü aldım. Daha sonra iki bardak daha sundular. Biri su, bir bal; ikisinden de içtim. Hazret-i Cebrail; “Bal
ümmetinin kıyamete kadar devam edeceğine, su da, ümmetinin günahlarından temizlenmesine işarettir” dedi.
Sonra beraberce göğe yükseldik. Cebrail aleyhisselam birinci kat göğün kapısını çaldı. Sordular: - Sen kimsin?
- Ben Cebrail’im. - Peki yanındaki kim?
- O da Muhammed’dir. - O’na göğe çıkmak için vahy ve Mirac daveti gönderildi mi? - Evet, gönderildi.
“Merhaba gelen zata! Bu gelen, ne güzel yolcu!” dediler ve hemen kapı açıldı ve kendimi Âdem’in “aleyhisselam” karşısında buldum. Bana “Merhaba” dedi ve dua etti...
Burada çok melek gördüm. Hepsi kıyamda huşu ve hudu ile durmuşlar “Subbuhün kuddusün Rabb-ül-melaiketi ver-ruh” zikriyle meşguldüler. Cebrail’e sordum:
- Bu meleklerin ibadeti bu mudur?
- Evet. Bunlar yaratılalıdan beri, ta kıyamete kadar kıyam üzere olurlar. Hak teâlâdan diledim ki, bu ibadeti ümmetime nasip etsin. Duamı kabul etti. Namazda olan kıyam odur.
Orada bir cemaate uğradım. Melekler, onların başlarını ezerler, tekrar eski halini alır. Yine döverler, yine eskisi gibi olurdu. “Bunlar kimlerdir?” dedim. “Cuma’yı ve cemaati terk edenlerdir. Rüku ve secdeleri tamam yapmayanlardır” dedi.
Bir cemaat gördüm. Aç ve çıplak idiler. “Bunlar kimlerdir?” dedim. “Fakirlere merhamet etmiyenler ve zekat vermiyenlerdir” dedi.
Bir cemaate uğradım. Önlerine nefis yemekler koymuşlar. Bir yanda da leş duruyor. O nefis yemekleri bırakmış, leşi yerlerdi. “Bunlar kimlerdir?” dedim. “Bunlar, helali terk edip, harama meyl edenlerdir. Helal malları varken, haram yiyen kimselerdir” dedi.
Arkasındaki yükün çokluğundan, harekete mecali kalmamış olan birtakım kimseler gördüm. O haliyle halka seslenip, üzerine biraz daha yük koymalarını istiyorlardı. “Bunlar kimlerdir?” dedim. “Bu kimseler, emanete hıyanet edenlerdir. İnsanların hakkını almış iken, yine zulmedenlerdir” dedi.
Kendi etlerini kesip yiyen bir grup insana uğradık. “Bunlar kimlerdir?” dedim. Cebrail aleyhisselam; “Bunlar gıybet edenler ve söz taşıyanlardır” dedi.
Bir grup insana rastladık, dilleri kafalarından çekilmiş, şekilleri değiştirilip hınzır (domuz) suretine tebdil olmuş olarak azab olunurlar. Cebrail aleyhisselam; “Bunlar yalan yere şahidlik yapanlardır” dedi.
Bir kısım kadınlara rastladık. Yüzleri siyah, gözleri göktü. Ateşten elbiseler giydirmişler. Melekler onlara ateşten gürzlerle vururlar. “Bunlar kimlerdir?” dedim. Hazret-i Cibril; “Bunlar zina edenler ve kocalarını inciten kadınlardır” dedi.
Bir cemaat daha gördüm. Ateş, onları yakar, tekrar dirilirler, tekrar yakardı. “Bunlar kimlerdir?” dedim. “Bunlar babalarına asi olanlardır” dedi.
İkinci kat göğe çıktık. Cebrail aleyhisselam kapıyı çaldı. Kapı açıldığında, kendimi; teyze çocukları İsa ile Yahya bin Zekeriyya’nın (aleyhimesselam) yanında buldum. Bana; “Merhaba” dediler. Ve duada bulundular...
Meleklerden bir cemaate rastladım. Saf bağlayıp durmuşlar, cümlesi rükuda idi. Kendilerine mahsus bir tesbihleri vardı. Devamlı olarak rükuda dururlar, başlarını kaldırıp, yukarı bakmazlar. Cebrail aleyhisselam; “Bu meleklerin ibadeti böyledir. Hak teâlâdan iste de ümmetine nasib olsun” dedi. Dua ettim. Kabul buyurup, namazda rükuu ihsan eyledi.
Sonra üçüncü kat göğe çıktık. Aynı sual ve cevaptan sonra, kapı açıldı ve kendimi Yusuf aleyhisselamın yanında buldum. Baktım ki kendisine güzelliğin yarısı verilmiş. Bana, “Merhaba” dedi ve dua etti...
Çok melek gördüm. Saf halinde, cümlesi secdede idiler. Yaratılalıdan beri secdede olup, kendilerine mahsus tesbih ile tesbih ederler. Cebrail aleyhisselam; “Bu meleklerin ibadeti böyledir. Allahü teâlâdan iste ki, bu ameli ümmetine müyesser eylesin” dedi. Hak teâlâdan diledim. Kabul edip namazda size nasib eyledi.
Dördüncü kat göğe eriştim. Saf gümüşten yapılmış, nurdan bir kapısı var. Nurdan bir kilit vurmuşlar. Kilidin üzerinde, “La ilahe illallah Muhammedün resulullah” yazılı idi. Sual ve cevaptan sonra kendimi, İdris aleyhisselamın yanında buldum. Bana “Merhaba” dedi ve duada bulundu. Allahü teâlâ, onun hakkında (mealen); “Biz onu yüksek bir mekana ref’ettik” buyurmuştur. (Meryem suresi: 57)
Bir melek gördüm. Bir kürsi üzerine oturmuş, gamlı ve üzüntülü idi. Etrafında o kadar çok melek vardı ki, sayısını ancak cenab-ı Hak bilir. Sağında nurani melekler gördüm. Yeşiller giymişler, çok güzel kokuları var. Her birinin güzelliğinden yüzlerine bakılamaz. Sol tarafında ağızlarında ateşler saçan melekler vardı. Önlerinde ateşten mızrak ve kamçılar var. Öyle gözleri var ki, bakmağa takat getirilmez. Taht üzerinde oturan meleğin, başından ayağına kadar gözleri var.
Daima önündeki deftere bakar, bir an gözünü ondan ayırmazdı. Önünde bir ağaç vardı. Kah sağ eliyle ondan bir şey alıp sağındaki nurani meleklere teslim eder, kah sol eliyle bir şey alıp solundaki zulmani meleklere verirdi. Bu meleğe nazar edince, kalbime bir korku geldi. Hazret-i Cebrail’e; “Bu melek kimdir?” dedim. “Azrail’dir. Bunun yüzünü görmeğe kimsenin takati yetmez” dedi.
Yanına varıp; “Ey Azrail! Bu, ahir zaman peygamberidir ve Allahü teâlânın habibi, sevgilisidir” dedi. Azrail aleyhisselam kalkıp bana tazim etti; “Merhaba! Hak teâlâ senden daha şerefli bir kimse yaratmadı. Ümmetin de, cümle ümmetlerden üstündür. Ben senin ümmetine, baba ve analarından daha çok acırım” dedi.“Senden bir ricam vardır. Ümmetim zayıftır. Onlara yumuşak davranasın. Ruhlarını yumuşaklıkla alasın” dedim. “Seni en son peygamber olarak gönderen ve kendine habib kılan Allahü teâlânın hakkı için, Allahü teâlâ gece ve gündüzde yetmişkere; “Ümmet-i Muhammed’in ruhlarını yumuşaklıkla ve kolaylıkla al ve işlerini lütf ile gör” diye emreder. Bunun için ben de senin ümmetine, ana ve babalarından daha çok şefkat ederim, dedi.
Beşinci kat göğe çıktık, orada Harun aleyhisselamla karşılaştık. Bana “Merhaba” dedi ve hayır duada bulundu.
Beşinci kat gök meleklerinin ibadetlerini gördüm. Cümlesi ayakta duruyor ve ayaklarının parmaklarına nazar ediyor, asla başka yere bakmıyor, yüksek sesle tesbih ediyorlardı. Hazret-i Cebrail’den “Bu meleklerin ibadeti böyle midir?” diye sordum. “Evet, Hak teâlâdan dile de, bu ibadeti ümmetine nasib eylesin” dedi. Dua ettim. Cenab-ı Hak ihsan etti.
Sonra altınca kat göğe çıktık. Orada Musa aleyhisselam ile karşılaştık. Bana “Merhaba” dedi ve hayır duada bulundu. Sonra yedinci kat göğe yükseldik, aynı soru-cevaptan sonra İbrahim aleyhisselamı Beyt-i Ma’mur’a arkasını dayamış olarak buldum. O Beyt-i Ma’mur ki, her gün oraya yetmiş bin melek giriyor bir daha sıraları gelmiyor. İbrahim aleyhisselama selam verdim. Selamımı aldı. “Merhaba salih peygamber, salih oğlum” dedi. Sonra;
“Ya Muhammed! Cennet’in yeri gayet latif ve toprağı temizdir. Ümmetine söyle, oraya çok ağaç diksinler” dedi. “Cennet’e ağaç nasıl dikilir?” dedim. “La havle vela kuvvete illa billah” ve “Sübhanellahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber” tesbihini okuyarak, dedi.
Cebrail aleyhisselam sonra beni, Sidret-ül-Münteha’ya götürdü. Sanki onun yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri de kuleler gibi idi. O, Allahü teâlânın emirlerinden herhangi birisiyle karşılaştığında, öylesine değişiyordu ve güzelleşiyordu ki, Allahü teâlânın yaratmış olduğu mahlukatından, hiç kimse onun güzelliğini anlatamaz.
Cebrail aleyhisselam, Sidret-ül-Münteha’nın ilerisine iletti ve bana veda eyledi. Dedim ki: “Ey Cebrail! Beni yalnız mı bırakıyorsun?” Cebrail aleyhisselam ıstıraba düştü. Hak teâlânın heybetinden titremeğe başladı ve; “Eğer bir adım daha atarsam, Allahü teâlânın azametinden helak olurum. Bütün vücudum yanar, yok olur” dedi.
Âlemlerin efendisi, buraya kadar Cebrail aleyhisselam ile gelmişti. Cebrail aleyhisselam, burada kendisini; yaratılmış olduğu suret üzere kanatlarını açmış, her bir kanadından inciler, yakutlar saçılır bir halde Resulullah’a gösterdi. Sonra ziyası güneşten daha parlak, Refref adında yeşil bir Cennet yaygısı geldi. Durmadan Allahü teâlânın zikriyle meşgul oluyor, bulunduğu âlemi tesbih sadası dolduruyordu.
Peygamber efendimize selam verdi. Resulullah efendimiz Refref’in üzerine oturdu. Bir anda çok yükseklere çıktılar, hicab denilen yetmiş bin perdeden geçtiler. Her hicab arası çok uzak idi. Her perdede vazifeli melekler vardı. Refref, Peygamber efendimizi birer birer o perdelerden geçirdi. Böylece; Kürsi, Arş ve ruh âlemlerini aştılar.
Habib-i ekrem efendimiz, her bir perdeden geçerken; “Korkma ya Muhammed! Yaklaş, yaklaş!” diye emredildiğini duyuyordu. Bilinmeyen, anlaşılamayan, anlatılamayan şekilde, Allahü teâlânın dilediği yüksekliklere ulaştı. Mekansız, zamansız, cihetsiz, sıfatsız olarak rü’yet hasıl oldu yani Allahü teâlâyı gördü. Gözsüz, kulaksız, vasıtasız, ortamsız olarak Rabbi ile konuştu. Hiçbir mahlukun bilemiyeceği,
anlıyamıyacağı nimetlere kavuştu...

Ümmetimi isterim?

İmam-ı Rabbani hazretleri, Efendimizin Miracını şöyle anlatır: “Resulullah efendimiz, Mirac gecesinde, Rabbini, dünyada görmedi, Ahirette gördü. Çünkü, Resul
aleyhisselam o gece, zaman ve mekan çevresinden dışarı çıktı. Ezeli ve ebedi bir an buldu. Başlangıcı ve sonu, bir nokta olarak gördü. Cennet’e gideceklerin, binlerce sene sonra, Cennet’e gidişlerini ve Cennet’te oluşlarını o gece gördü. İşte o makamdaki görmek, dünyada görmek değildir. Ahiret görmesi ile görmektir.”
Peygamber Efendimize; “Rabbini sena eyle!” buyrulduğunda, O hemen; “Ettehiyyatü lillahi vessalevatü vettayyibat” (yani, bütün lisanlar ile olan medhler, övgüler ve senalar, beden ile olan hizmetler ve taatler, mal ile olan iyilikler ve ihsanlar Allahü teâlâ için olsun) dedi.
Önce Allahü teâlâ, Habibine gözsüz, kulaksız, vasıtasız, mekansız olarak; “Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berakatüh... (Ey Resulüm! Selamım, bereketim ve rahmetim senin üzerine olsun)” buyurarak, selam verdi.
Peygamber efendimiz; “Esselamü aleyna ve ala ibadillahissalihin... (Ya Rabbi! Bize ve salih kullarına da selam olsun)” diye cevap verdiler.
Bunu işiten melekler, hep bir ağızdan; “Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh... (Gözümle görmüş gibi bilir ve inanırım ki, Allahü teâlâdan başka ilah yoktur. Muhammed aleyhisselam O’nun kulu ve resulüdür)” dediler.
Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ey Habibim! Benim misafirimsin. İste benden ne istersen!..” Resulullah efendimiz; “Ümmetimi isterim ya Rabbi” dedi.
Hak teâlâ, bu suali yedi yüz defa tekrarladı. Resulullah efendimiz hepsinde; “Ümmetimi isterim” diye cevap verdi.
Allahü teâlâ; “Hep ümmetini istersin” buyurunca, O; “Ey Rabbim! Dileyen benim, veren sensin. Cümle ümmetimi bana bağışla” diye taleb etti.
Cenab-ı Hak; “Eğer ümmetinin hepsini şimdi sana bağışlarsam, benim rahmetim ve senin izzetin zahir olmaz. Bir kısmını şimdi sana bağışladım. İki kısmını tehir ettim. Kıyamet günü sen dileyesin, ben bağışlıyayım. Ta ki, benim rahmetim ve senin izzetin (şerefin) belli olsun” buyurdu.
Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde buyurdular ki:
“O gece (Mirac gecesi), Allahü teâlâdan cümle ümmetimin hesabını bana ısmarlamasını istedim. Hak teâlâ buyurdu ki:
“Ya Muhammed! Bundan muradın odur ki, hiç kimse, ümmetinin kabahatlerine muttali olmasın. Benim muradım odur ki, sen şefkatli peygambersin, yabancılara olduğu gibi, senden dahi kabahatleri ve çirkin işleri örtülü olsun.
Ya Muhammed! Sen onların yol göstericisisin. Ben onların rabbiyim. Sen onları yeni gördün. Ben evvelden ebede onlara nazar ettim ve nazar ederim.
Ya Muhammed! Eğer senin ümmetin ile söyleşmeği sevmeseydim, kıyamet günü onları hesaba çekmezdim. Büyük ve küçük hiçbir günahlarını sormazdım.”

Resulullahın sualleri



Peygamber Efendimiz Miracda Cenab-ı Hakka sorduğu sualleri ve aldığı cevapları bir hadis-i şeriflerinde şöyle anlatır:
Dedim ki: “Ya Rabbi! Cebrail’e altı yüz bin kanat verdin. Buna karşı bana olan ihsanın nedir?”
Hak teâlâ buyurdu ki: “Senin bir kılın bana Cebrail’in altı yüz bin kanadından sevgilidir. Senin bir kılın sebebiyle, binlerce asi günahkarı kıyamet günü azad ederim. Ya Habibim! Cebrail kanadını açsa, doğu ile batı arasını doldurur. Sen şefaat etsen, doğu ile batı arası asi dolu olsa, hepsini sana bağışlarım.”
Dedim ki: “Pederim Âdem’e (aleyhisselam) karşı melekleri secde ettirdin. Buna karşı, bana olan ikramın nedir?”
Hak teâlâ buyurdu ki: “Meleklerin, Âdem’in önünde secde etmeleri, senin nurunun, onun alnında olması sebebiyledir. Ya Habibim! Sana ondan üstün şey verdim. İsmini ismime yakın eyledim ve Arş-ı ala üstüne yazdım. O zaman Âdem yaratılmamış idi, namı ve nişanı yok idi. Senin ismini gökler kapısında, hicablar üzerinde, Cennetler kapısında, köşkler ve ağaçlarda, Cennet’in her yerinde yazdım. Cennet’te, üzerinde “La ilahe illallah Muhammedün resulullah” yazılmış olmayan hiçbir şey yok idi. Bu mertebe, Âdem’e verilen mertebeden daha üstündür.”
Dedim ki: “Ya Rabbi! Nuh’a (aleyhisselam) gemi verdin. Buna karşı bana ne ihsan eyledin?” Buyurdu ki: “Sana Burak verdim ki, bir gecede yerden Arş’a eriştirdim. Cennet ve Cehennem’i
gördün. Ümmetine de mescidler verdim ki, kıyamet günü gemilere biner gibi ümmetin o mescidlere binip, Sırat’ı göz açıp yumacak kadar zamanda geçip Cehennem’den halas olurlar.”
Dedim ki: “Ya Rabbi! İsrail oğullarına kudret helvası ile bıldırcına benzer kuş eti indirdin.” Hak teâlâ buyurdu ki: “Sana ve ümmetine, dünya ve ahiret nimetini ihsan ettim. Ya Habibim! Sana bir sure verdim ki, ona
benzer bir sure Tevrat’ta ve İncil’de yoktur. O sure Fatiha’dır. Her kim o sureyi okusa, vücudu Cehnnem’e haram olur. O okuyan kimsenin ana ve babasının azabını hafifletirim.
Ya Habibim! Ben, senden ekrem (kıymetli, üstün, şerefli) kimse yaratmadım.
Ya Habibim! Her kim benim birliğimi kabul ederse ve bana ortak koşmaz ise Cennet onlarındır. Böyle olan ümmetine Cehennem’i haram ettim. Ümmetine karşı rahmetim, gadabımı aşmıştır.
Ya Habibim! Benim katımda cümle kalktan ekremsin, şereflisin. Kıyamet günü sana o kadar ikramlar yaparım ki, cümle âlem hayret eder.
Ey Habibim! Sen Cennet’e girmeyince, diğer enbiya giremez. Senin ümmetin girmeyince, gayri ümmet giremez.
Ya Habibim! İster misin ki, senin ve ümmetin için neler hazırladım göresin?”
“İsterim ya Rabbi!” dedim. İsrafil’e hitab edip; “Ey İsrafil! Kulum ve eminim ve resulüm Cebrail’e de ki, Habibimi Cennet’e iletip, Habibim ve ümmeti için Cennet’te neler hazırladım ise göstersin. Ta ki, mübarek hatırı endişeden halas ola” buyurdu.”

Cennette gördükleri...


Âlemlerin efendisi olan sevgili Peygamberimiz, İsrafil aleyhisselam ile birlikte Cebrail aleyhisselamın yanına geldiler. Allahü teâlânın emrini yerine getirmek için Cebrail aleyhisselam, Peygamber efendimizi Cennet’e götürdü.
Melekler, ellerinde nur dolu tabaklarla bekliyorlardı. Cebrail aleyhisselam;
“Ya Resulallah! Bunlar, Âdem aleyhisselamdan seksen bin yıl önce yaratıldı. Bu makamda, tabaktakileri sana ve ümmetine saçmak için sabırsızlanırlar. Kıyamet günü Hazretin ve ümmetin, Allahü teâlânın emriyle Cennet’in eşiğine ayak basınca, bu melekler tabaklardaki cevahiri üzerinize saçacaklardır” dedi.
Cennet’te vazifeli olan Rıdvan ismindeki melek, onları karşıladı. Peygamber efendimize müjdeler verdi ve; “Hak teâlâ, ikisini senin ümmetine, birini de diğer ümmetlere vermek için Cennet’i üç kısım etti” dedi ve Cennet’in her tarafını gezdirdi.
Habib-i ekrem efendimiz buyurdular ki:
“Cennet ortasında bir ırmak gördüm. Arş’ın yukarısında akar. Bir yerden su, süt ve bal çıkar. Asla birbirine karışmaz. O ırmağın kenarı zebercedden idi. İçindeki taşlar cevahir, balçığı anber, otları za’feran idi. Etrafına gümüş bardaklar koymuşlar, sayıları gökteki yıldızlardan ziyade idi. Çevresinde kuşlar olup, boyunları deve boynu gibi idi. Her kim onların etinden yese ve o ırmaktan içse, Hak teâlânın rızasına mazhar olur.
Cebrail’e; “Bu ırmak nedir?” diye sordum. “Kevser’dir. Hak teâlâ, onu sana vermiştir. Sekiz Cennette olan bostanlara bu Kevserden akar” dedi.
Irmağın kenarında çadırlar gördüm. Cümlesi inci ve yakuttan idi. O çadırlarda huriler gördüm. Yüzleri güneş gibi parlar idi. Derlerdi ki:
“Biz sevinçli ve neş’eliyiz. Bize hiç üzüntü gelmez. Biz gençleriz, hiç yaşlanmayız. Biz iyi huyluyuz, hiç kızmayız. Biz hep böyleyiz, hiç ölmeyiz.”
Saadet köşklerine ve ağaçlarına erişip, onların nağme ve sedaları her yeri kaplar. Öyle hoş sesleri vardı ki, o nağmeler dünyaya gelseydi, ölüm ve mihnet dünyada olmazdı.
Cebrail “Bunların yüzlerini görmek ister misin?” dedi. “İsterim” dedim.
Bir çadırın kapısını açtı. Baktım. Öyle güzel suretler gördüm ki, eğer bütün ömrümce onların güzelliğini anlatsam, bitiremem. Yüzleri sütten beyaz, yanakları yakuttan kırmızı ve güneşten parlaktı. Derileri ipekten yumuşak ve ay gibi ışıklı, kokuları miskten daha güzeldi.
Saçları gayet siyah, kimi örülmüş, kimi toplanmış, kimi salıverilmiş, otursa, etrafında çadır gibi olur, kalksa, ayağına kadar uzanırdı. Her birinin önünde bir hizmetçi dururdu.
Peygamber efendimiz buyurdu ki:
“Sekiz Cennet’in bağ ve bostanını ve türlü nimetlerini gördüm. Cehennem’i ve derecelerini de görsem diye hatırıma geldi.”
Cebrail elimi tutup, Cehennem’in en büyük meleği Malik’e götürdü:
“Ey Malik! Muhammed aleyhisselam, asilerin Cehennem’deki yerlerini görmek ister O’na Cehennem’i göster” dedi
Malik, Cehennem’in tabakalarını açtı. Yedi tabakanın hepsini gördüm.
Efendimiz, Cehennemdekilerin halini görünce çok üzüldü. Merhametinden çok ağladı. Bütün melekler de ağlaştılar.




O söyledi ise doğrudur

Âlemlerin efendisi Cehennemdekilerin halini görünce ağlamaya başladı. Allahü teâlâya yalvardı. Ümmetinin zayıflığını ve böyle azaba takat getiremeyeceklerini söyleyerek, o kadar çok ağladı ki, Cebrail aleyhisselam ve cümle melekler de beraber ağlaştılar.
Allahü teâlâdan hitap geldi ki:
“Ey Habibim! Senin hürmetin ve kıymetin benim katımda büyüktür, duan kabul olunmuştur. Hatırını hoş tut. Seni, muradına eriştiririm. Sana öyle bir makam veririm ki, pek çok sayıda asileri, senin şefaatin ile bağışlarım. Ta ki, sen yeter diyene kadar.”
Peygamber efendimiz gördüklerini anlatmaya devam ederek buyurdu ki: “Daha sonra, Semavattan geçip, Musa’nın (aleyhisselam) bulunduğu makama geldim. Bana; “Hak teâlâ, sana ve ümmetine ne farz eyledi” dedi. Ben de; “Her gün ve gece için elli vakit
namaz kılınmasını bana farz kıldı” dedim. “Rabbine dön, biraz hafifletmesini dile. Çünkü ümmetin bunun altından kalkamaz”, dedi.
Bunun üzerine, Rabbime döndüm ve dedim ki: “Ya Rabbi! Ümmetimden bu emri biraz hafif eyle.” Bunun üzerine elli vakitten sadece beş vakit indirdi.
Musa’ya (aleyhisselam) döndüm ve beş vakit indirdi dedim. Dedi ki: “Rabbine dön! Biraz daha hafifletmesini dile. Çünkü ümmetin bunun altından da kalkamaz.” Böylece Musa (aleyhisselam) ile Rabbimin arasında gidip geldim ve nihayet Allahü teâlâ şöyle buyurdu:
“Bu namazı beş vakte indirdim. Her namaz için on sevab vardır. Bu bakımdan sonunda yine elli namaz olur. Zira her kim bir sevabı kastedip de yapamazsa, onun için bir sevab yazılır. Fakat yaparsa, bire karşılık tam on sevab yazılır. Fakat bir günaha kasdedip de yapmazsa, hiçbir şey yazılmaz. Yaparsa, ancak o bir günah olarak kayda geçer.”
Allahü teâlâ böylece, sevgili Peygamberimizin çektiği sıkıntılarla yaralanan mübarek kalbini, teselli eyledi. Hiçbir mahlukuna vermediği, kimsenin bilemiyeceği, anlayamıyacağı nimetleri, O’na ihsan eyledi.
Âlemlerin efendisi, sonra bir anda Kudüs’e ve oradan Mekke-i mükerremeye, Ümm-i Hani’nin evine geldiler. Yattığı yer henüz soğumamış, leğendeki abdest suyunun hareketi durmamış idi.
Dışarda dolaşan Ümm-i Hani uyuklamış, bir şeyden haberi olmamıştı. Peygamber efendimiz, Kudüs’ten Mekke’ye gelirken, Kureyş’in kervanına rastladı. Kervandaki bir deve ürktü, yıkıldı. Sabah olunca, Kabe yanına gidip Miracını anlattı.
Kâfirler, alay ettiler. Müslüman olmaya niyetli olanlar da tereddüde düştüler. Müşriklerden bazıları sevinerek, Ebu Bekir’in evine geldiler. Çünkü onun akıllı, tecrübeli, hesaplı bir tüccar olduğunu gayet iyi biliyorlardı.
Kapıya çıkınca;
-Ey Ebu Bekir! İyi bilirsin. Mekke’den Kudüs’e gidip gelmek, ne kadar zaman sürer? diye sordular. Hazret-i Ebu Bekir;
-İyi biliyorum. Bir aydan fazla sürer, dedi. Bu söze sevinen kâfir güruhu; -Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur, dediler. Gülüp, alay ederek ve hazret-i Ebu Bekir’in de
kendileri gibi düşüneceğini umarak; -Senin efendin, Kudüs’e bir gecede gidip geldiğini söylüyor, artık iyice sapıttı, dediler. Hazret-i Ebu
Bekir’e sevgi, saygı gösterip bel bağladılar. Hazret-i Ebu Bekir, Resulullah efendimizin mübarek adını işitince; -Eğer O söyledi ise doğrudur. Bir anda gidip geldiğine ben de inandım, deyip içeri girdi.



Canım feda olsun!


Resulullahın Miraca çıktığını öğrenen, hazret-i Ebu Bekir, hemen Resulullah efendimizin yanına geldi. Büyük kalabalık arasında, yüksek sesle;
“Ya Resulallah! Miracınız mübarek olsun! Bizleri, senin gibi büyük Peygambere hizmetçi yapmakla şereflendirdiği ve mübarek yüzünü görmekle, kalbleri alan, ruhları çeken tatlı sözlerini işitmekle nimetlendirdiği için Allahü teâlâya sonsuz şükürler ederim. Ya Resulallah! Senin her sözün doğrudur. İnandım. Canım sana feda olsun!” dedi.
Hazret-i Ebu Bekir’in sözleri kâfirleri şaşırttı. Diyecek şey bulamayıp dağıldılar. Şüpheye düşen, imanı zayıf birkaç kişinin de kalbine kuvvet geldi. Resulullah efendimiz o gün, Ebu Bekir’e “Sıddik” dedi. Bu adı almakla, derecesi bir kat daha yükseldi.
Bu hale çok kızan kâfirler, mü’minlerin kuvvetli imanına, Peygamberimizin her sözüne hemen inanmalarına, O’nun çevresinde pervane gibi dönmelerinle dayanamadılar. Resulullah efendimizi mahcup ve mağlub etmek için, imtihan etmeğe Mescid-ı Aksa hakkında sorular sormaya başladılar.
Resulullah efendimiz hepsine birer birer cevap verdiler. Efendimiz cevap verirken, hazret-i Ebu Bekir; “Öyledir ya Resulallah” derdi. Halbuki, Resulullah efendimiz edebinden, hayasından karşısındakinin
yüzüne bile bakmazdı. Buyurdu ki:
“Mescid-i Aksa’da etrafıma bakmamıştım. Sorduklarını görmemiştim. O anda, hazret-i Cebrail Mescid-i Aksa’yı gözümün önüne getirdi. Pencerelerini görüp sayıyor ve sorularına, hemen cevap veriyordum.”
Resulullah efendimiz, yolda develi yolcular gördüğünü söyledi. “İnşaallah Çarşamba günü gelirler” buyurdu. Çarşamba günü güneş batarken, kervan Mekke’ye ulaştı. Kervandakilere sorduklarında fırtına eser gibi olduğunu ve bir devenin yıkıldığını söylediler. Bu hal, mü’minlerin imanını kuvvetlendirdi. Kâfirlerin düşmanlığı da gittikçe arttı.
Hicretten bir yıl önce, Receb ayının 27’sinde Cuma gecesi vuku bulan bu mucizeye Mirac denir. Resulullah, miraca, ruh ve bedeni ile uyanık bir halde çıktı. Mirac gecesinde O’na nice ilahi hakikatler gösterildi ve beş vakit namaz bu gecede farz kılındı. Ayrıca Bekara suresinin son iki ayet-i kerimesi ihsan edildi. Mirac; Kur’an-ı kerimde, İsra ve Necm suresi ile bazı hadis-i şeriflerde bildirilmektedir.
Sevgili Peygamberimiz Miracdan sonra dört büyük halifesine Cennet’i anlatırken buyurdular ki:
“Ya Eba Bekir’! Senin köşkünü gördüm. Kızıl altından idi. Senin için hazırlanan nimetleri müşahede ettim.
Ya Ömer! Senin köşkünü gördüm. Yakuttan idi. Fakat içeri girmedim. Senin gayretini düşündüm.
Ya Osman! Seni her gökte gördüm. Cennet’te köşkünü görüp seni düşündüm.
Ya Ali! Senin suretini dördüncü semada gördüm. Cebrail’e sual ettim. Dedi ki: “Ya Resulallah! Melekler hazret-i Ali’yi görmeden duramazlar. Hak teâlâ, onun suretinde bir melek yarattı. Dördüncü gökte durur, melekler onu ziyaret eder, bereketlenirler.”
Mirac gecesinin sabahında Cebrail aleyhisselam gelerek Resulullah efendimize beş vakit namazı, vakitlerinde imam olarak kıldırdı.
Mirac hadisesinin Kudüs’e kadar olan kısmı ayet-i kerime ile sabit olduğundan buna inanmayan dinden çıkar. Hadis-i şeriflerle bildirilen göklere yükselmesi kısma inanmayan bid’at ehli yani sapık,bozuk itikatlı olur.


Network Marketing Yalan Dünya


Network Marketing Namı Diğer Yalan Dünya


Network marketing yalan dünyası hakkında biraz beyin fırtınası yapmaya niyetlendim neymiş bu network marketing...

Özünde çok basit ve kandırmaya dayalı bir sisteme sahip olmasına rağmen ne kadar ısrar ederseniz edin işin ne olduğunu size özetlemezler ki bunun için tembihlenmiş olabilirler.
Kandırmaya dayalı bir pazarlama şirketiyiz diyebilirler mi? diyemezler. Gel seni zengin edeyim diyebilirler mi? komik duruma düşerler.

Arkadaş samimiyetiyle yaklaşıp daha önce sizin bulunduğunuz durumda kendilerinin de bulunduğunu ancak katıldığı çok güzel bir oluşum sayesinde şu an çok iyi yerlere geldiğini ve çok mutlu olduğunu vs anlatırlar.

Israrla, kendi oluşturdukları kelime oyunu ve laf kalabalığından oluşan bilgilendirme bölümü ve videolara yönlendirirler. Sanki güçlü ve gizli bir tarikatın üyesiymiş gibi gizem yapmaya çalışırlar.

Lafı dolandırıp aklınızı bulandırmak, Devlet Bahçeli'nin 40 Yapar hesabına benzer bir hesap ile gözünüzü büyülemeye çalışarak sizi kendi bünyelerine katarak yaptıracakları işi çok kutsal bir görevmiş gibi gösterip bunun yanısıra yakınlarınızı da ikna ederek (ki ben bunu kandırmak olarak görüyorum) çok para kazanabilirsiniz demeye getiriyorlar. Hatta zengin olma ihtimaliniz bile var(yersen).

Bilmeyenler için Bahçeli'nin Yaptığı Hesap:



Tabi öncelikle şartları var; şu kıytırık şeyi, pardon 500 liralık ürünü satın alman gerekir ve başkalarını da kandırıp aynı ürünü ne kadar çok kişinin almasını sağlayabilirsen onların üzerinden de para kazanıcaksın...



İyi niyetlerinizi, azminizi,  paranızı ve getireceğiniz insanları sömürmeyi , sizin zengin olma umuduyla ellerinden geldiği kadar sistemi yaymak için çalışmanızı hedefliyorlar. Benim gördüğüm işin özeti bu, eğer bir işe kendinizi adayacaksanız, emek verecekseniz, para verecekseniz; şüphelenmek, araştırmak, soru sormak sizin hakkınız. Dolandırıcılar sizi dolandırıyoruz demezler, biz dolandırıcıyız demelerini beklemeyin boşuna :) zaten insanların aklını bulandırıp iyi niyetlerini sömürebildikleri için yapabiliyorlar işlerini...

Kimseye saygısızlık yapın demiyorum ama konuşma ilerledikçe ben sana iyilik yapıyorum istemiyosan sen bilirsin triplerine girip sizi avlamalarına izin vermeyin. Tam olarak konunun ne olduğunu anlatmıyorsa neden zamanınızı ve emeklerinizi belirsiz bir işe adayasınız ki? Kimsenin bu kadar değersiz ve umutsuz durumda olduğunu düşünmüyorum...

Konuyla ilgili olarak ekşi sözlükten de doğru bilgiler bulmak mümkün;

https://eksisozluk.com/network-marketing--466682


My Radio myradiolistenn@gmail.com